Yok olmuş bir mirasın peşinde


Yok olmuş bir mirasın peşinde

Dr. Yavuz Güner / yavuzmuze@gmail.com – Trakya Üniversitesi

Tunç Çağı’ndan beri varlıkları bilinen, üretildikleri toplumun ekonomik ve toplumsal yaşamının belirleyicisi konumundaki saray yapıları, en genel şekliyle monarşi yönetim anlayışına sahip devletlerin ve iktidarı elinde tutan hanedanın gücünü somutlaştırarak geniş halk kitleleri nezdinde meşruiyet kazanmalarına hizmet etmiştir. Bu anlamda saraylar üretildiği dönem ve uygarlığı en üst düzeyde temsil gücüne sahiptir.

Anadolu’da 2. binyıldan itibaren muktedirin ikamet fonksiyonunu karşılayan ve idari işlerin de sürdürüldüğü yapılar karşımıza çıkıyor. Anıtsal ölçülere sahip bu yapı toplulukları, etrafı çevrili geniş avlular içerisinde yer alan, hükümdara, hanedana ve yöneticilere ait odalar, harem, kutsal mekânlar, ambarlar gibi çeşitli fonksiyona sahip çok sayıda mekândan oluşur. Birbirine avlu ve revaklar aracılığıyla bağlanan bu mekânlar yerleşimin diğer bölümlerinden yüksek duvarlarla ayrılır. Anadolu’da bilinen ilk sarayların bu nitelikleri yüzlerce yıl sonra Erken Dönem Osmanlı saraylarında da görülür. Bu anlamıyla Anadolu saraylarının biçimsel düzeyde bir ortak dili olduğundan söz edilebilir.

Bursa’dan Edirne’ye

Osmanlı’nın ilk sarayları Bursa’da hisar içinde inşa edilmiştir. I. Murad tarafından inşa edilen Bursa Bey Sarayı, Edirne Yeni Saray’ın inşasına kadar sultanlar tarafından kullanılmıştır. Edirne’nin, 1361’deki fetihten sonra fütuhatın merkezine dönüşme sürecinde Osmanlı beylerinin ikameti ve devlet işlerinin yürütülmesi için yapılan Edirne Eski Saray maalesef günümüze ulaşamamıştır.

Osmanlı’nın beylikten devlete dönüşme sürecinde yapısal değişimlerin olgunlaştığı ve yönetimin kurumsal bir karakter kazandığı dönemde protokol kurallarının saray vaziyet planına yansıdığı görülür. 15. yüzyıl ortalarında Tunca Nehri’nin kavisi içerisinde inşasına başlanan Edirne Yeni Saray bu anlamda ilk örnek olarak karşımıza çıkar. İstanbul Topkapı Sarayı’nın vaziyet planının ve yapı gruplarının isimlerinin Edirne Yeni Saray’a olan benzerliği, vaziyet planına yansıyan kurumsallaşmayı gösterir.

Edirne Yeni Saray, Anadolu-Türk saray mimarisi geleneğinin geniş bir alanda ve uzun bir zaman diliminde oluşturulmuş bir örneğidir. Bu saray, Topkapı Sarayı gibi etrafında sıralanmış kasırlar, köşkler, daireler ve hizmet birimlerinden oluşan yapılar topluluğu olarak tanımlanabilir. Tunca kıyılarında, Sultan II. Murad’ın 1447 yılında bir köşk yaptırması ile inşasına başlanılan Edirne Yeni Saray, Fatih Sultan Mehmed’in planlı ve bir bütün halinde tasarlayarak yaptırdığı yapılar ile devlet teşkilatının kuvvetle yansıdığı bir sultan sarayı halini almıştır. Saray özellikle Kanuni Sultan Süleyman ve Sultan IV. Mehmed dönemlerinde en parlak zamanını yaşamıştır. Batı etkisiyle ortaya çıkan, yapı birimleri plan bütünlüğü içerisinde toplanmış saray binalarının yapılmasına kadar her sultan döneminde kimi yapıların yenilenmesi, ihtiyaca göre bölümlerin eklenmesiyle sürekli genişlemiştir.

Beş büyük meydan

Yan yana gelen meydanlardan oluşan bir vaziyet planına sahip Edirne Yeni Sarayı beş büyük meydandan oluşuyordu. Bunlar, Alay (Kese) Meydanı, Kum (Cihannüma) Meydanı, Divan Meydanı, Çeşme (Enderun) Meydanı ve Valide Sultan Taşlığı olarak isimlendirilir.

Sarayda birinci avlu olan Alay Meydanı’na giriş, avlunun batısında yer aldığı kaynaklardan anlaşılan Bâb-ı Hümayun aracılığıyla sağlanıyordu. Bâb-ı Hümayun’un karşısında eksen üzerinde Babü’s-Saade (Akağalar Kapısı) yer alıyor, Arz Odası ve ikinci avlu olan Kum Meydanı’na geçiş bu kapıdan yapılıyordu. Kum Meydanı’nın orta kısmında, anıtsallığıyla saraya hâkim bir görünüşe sahip olan Cihannüma Kasrı; doğusunda ise Kum Kasrı bulunuyordu. Kum Meydanı’nın kuzeydoğusunda, meydanın devamı şeklinde tasarlanan ve geçiş için özel bir kapı tanımlanmamış olan Çeşme Meydanı yer alıyordu. Divan Meydanı ise Alay Meydanı’nın kuzeyinde bulunuyor ve buraya Alay Meydanı’ndan Divan Kapısı ile dışarıdan ise sarayın batı duvarındaki Baltacılar Kapısı yoluyla giriliyordu. Sarayın önemli yerlerinden biri olan bir ve iki katlı binalar ile çevrili, Valide Sultan Taşlığı olarak isimlendirilen meydan ise Harem-i Hümayun’un bulunduğu yerdi. Bu avlu dizilerinin içerisinde toplam 119 oda, 21 divanhane, 22 hamam, 13 mescit, 16 büyük kapı, 13 koğuş, dört kiler, beş mutfak ve 14 kasır mevcuttu.

Sarayın iç bahçelerinde, Tunca Nehri kıyısında, Hasbahçe’de ve ayrıca saray alanı dışında kentin değişik yerlerine yapılmış olan, saraya ait kasır ve köşklerin varlığı da biliniyor. Hasbahçe’de Bülbül Kasrı, Değirmen Kasrı, İftar Kasrı, Terazi Kasrı, Adalet Kasrı, Bostancıbaşı Kasrı; Harem bahçesinde Şikar Kasrı, Aynalı Kasır, İyiddiyye Kasrı; Saray sahası dışında Akpınar Sarayı, Hıdırlık Kasrı, Bayırbahçe Kasrı, Yıldız Kasrı, Üsküdar Kasrı sayılabilir.

Tahribatın nedeni

Edirne Sarayı’nın büyük ölçüde yok oluşunun nedeni, 1877-78 yılındaki Rus işgalidir. 19. yüzyılın başındaki ilk Osmanlı- Rus Savaşı (1827-28) sonrası askeri malzeme ve cephanenin depolandığı saray, Edirne Valisi Cemil Paşa’nın emriyle 18 Ocak 1878 günü ateşe verilmiş ve bu yangın üç gün sürmüştür. Cemil Paşa ve Kumandan Ahmet Paşa’yı bu dönemde girdikleri kısır tartışmalar nedeniyle yaşanan felaketin sorumlusu olarak gören Dr. Rıfat Osman, Edirne Sarayı adlı eserinde konuyla ilgili olarak “Tarih şayeste-i rahmet veya lanet olacakları takdir eder” ifadelerini kullanır.

Bu yangın sonrası büyük ölçüde ahşap konstrüksiyona sahip olan saray yapılarının önemli bir bölümü yok olmuştur. Tahribatın bir aşaması da dayanıklı kâgir malzemenin sökülerek kamu yapılarının inşası için kullanılması olarak görülüyor. Süheyl Ünver saraya ilişkin son izlerin ve kalıntıların yok edilmesiyle ilgili şu ifadeleri kullanıyor: “Fatih ve halefleri Edirne’de saray kurmuşlar, 19. asır sonunda yapacağımız binalar için bir taş ocağı bırakmışlar.”

Edirne Sarayı’ndan günümüze ancak Adalet Kasrı, Kum Kasrı Hamamı, Cihannüma Kasrı, Matbah-ı Amire (Yemek Salonları), Su Maksemi ve Babü’s Saade’nin kalıntıları ulaşabildi.

1956’dan bu yana kazılar

Edirne Yeni Saray’da ilk arkeolojik çalışmalar 1956 yılında İstanbul Arkeoloji Müzesi uzmanlarından Tahsin Öz tarafından başlatıldı. 1972-1973 yıllarında Prof. Dr. Doğan Kuban’ın bilimsel danışmanlığında, Edirne Müzesi Müdürlüğü tarafından ikinci dönem arkeolojik kazılar gerçekleştirildi. Üçüncü dönem kazıları ancak 1999 yılında başlayabildi. Prof. Dr. Gönül Cantay tarafından müze denetiminde yürütülen kazılar 2003 yılına kadar devam etti. Ardından 2009 yılına kadar Edirne Müze Müdürlüğü tarafından kazılar yapıldı. Ne var ki bu çalışmalar süreklilik göstermediğinden saraya ilişkin problemlerin çözümüne büyük ölçüde katkı sağlayamadı. 2009 yılından sonra nispeten sürekliliği olan Bakanlar Kurulu kararlı üniversite kazı çalışmaları ile saraya ilişkin koruma sorunlarının çözümüne dönük somut veriler elde edilmeye başlandı. Cumhurbaşkanlığı kararı ile 12 aylık kazılar statüsüne alınan Edirne Yeni Saray kazıları Doç. Dr. Gülay Apa Kurtişoğlu’nun başkanlığındaki bir heyetle sürdürülüyor. Çalışmaların amacı ve nihai hedefi, II. Murad döneminden 19. yüzyılın sonuna kadar Osmanlı mimarisinin ve sanatının tüm aşamalarını barındıran, görkemli bir boyut ve işlev zenginliğine sahip bu mirasın çok yönlü olarak ortaya çıkarılması ve bazı bölümlerinin yeniden ayağa kaldırılarak çağdaş Türk kültür hayatına kazandırılmasıdır.

Haberi kaynağından okumak için tıklayın.

2021-11-22 15:58:43