Selimiye’nin tarihi gölgesindeki binlerce yıl


Selimiye’nin tarihi gölgesindeki binlerce yıl

Menderes Özel | menderes.ozel@milliyet.com.tr

Edirne’de önemli kültür duraklarından biri de Arkeoloji ve Etnografya Müzesi. Mimar Sinan’ın “ustalık eseri” Selimiye Camii’nin tarihi gölgesinde konuşlanan müzenin galeri ve depoları, Trak kavimlerinden Romalılara, Bizans’tan Osmanlı’ya Edirne ve çevresinin binlerce yıllık tarihinden eserlerle dolu. Müze Müdürü Şahan Kırçın’ın rehberliğinde gezdiğimiz kompleks, Osmanlı Dönemi’nde önemli kültür kurumlarına ev sahipliği yapan Edirne’nin önemli tecrübe birikiminin bir eseri olarak vücut bulmuş.

Kurulduğu günden bu yana Edirne’nin kültür hayatında önemli görevler üstlenen müze, 1924’te Atatürk’ün emriyle önce Selimiye Külliyesi içindeki Darü’l Hadis Medresesi’nde kuruldu. Osmanlı İmparatorluğu’nun 92 yıl başkentliğini yapan Edirne’de saray etkisiyle dallanıp budaklanan halk sanatları kente etnografya açısından büyük zenginlik kazandırdı. Bu yüzden ihtiyaç duyulan yeni müze bugün bulunduğu yerde 1971’de Arkeoloji ve Etnografya Müzesi adıyla ziyarete açıldı.

Darü’l Hadis Medresesi’ndeki müzeyse “Türk ve İslam Eserleri Müzesi” olarak yeniden düzenlendi. Bu sayede, Evliya Çelebi’nin “medreselerin en güzeli” diye bahsettiği Darü’l Hadis Medresesi, kurulduğunda kendisine yüklenen misyonunun kültür bölümünü sürdürüyor.

29 bin eser

Edirne Müze Müdürlüğü envanterinde arkeolojik ve etnografik 29 bin eser var. Trak süvarisi tasvirli mezar stelleri, Enez kazısından çıkan figürlü amforalar, pişmiş toprak heykelcikler, Balkanlara has yöresel kıyafetler, hat sanatının değişik örnekleri, Edirnekâri eserler ve Atatürk’ün Edirne ziyareti sırasında kullandığı bazı özel eşyalar müzede sergilenen objeler arasında. Roma Dönemi’ne ait lahitler, dolmen ve menhirler, Osmanlı Dönemi’ne ait mezar taşları müzenin bahçesinde sergileniyor.

Arkeoloji bölümünde karşımıza önce Paleontolojik Dönem’e ait fosiller çıkıyor. Miyosen Dönem’e (23 milyon-2.6 milyon yıl önce) ait fosiller de burada yer alıyor. Müzede arkeolojik buluntular, Enez Hocaçeşme Höyüğü’nde bulunan Orta Neolitik-İlk Kalkolitik Dönem’e (günümüzden 7300-7400 yıl önce) ait taş, kemik ve pişmiş toprak buluntularla başlıyor. Müzenin bahçesinde Hacılar Dolmeni kazısında bulunan eserler, Lalapaşa Arpalık Dolmeni ve Taşlıcabayır Tümülüsü’nde bulunan törensel kaplar, M.Ö. 1400-800 yıllarında Son Tunç-Demir Çağı başlarına ait kültürün belgeleri olarak sergileniyor. Kapıkule, İpsala ve diğer sınır kapılarından kaçırılmaya çalışılırken ele geçirilen bölge eserleri dışında Anadolu uygarlıklarına ait çeşitli eserler de müzede ziyaretçilerini bekliyor.

Edirnekâri inceliği

Edirne, padişahların bu kentte zaman geçirmeyi sevmeleri ve Avrupa seferlerine hazırlanmaları sayesinde uzun süre ikinci payitaht işlevi görmüştü. Sarayla etkileşim, Edirne’de kendine özgü ve saraylara layık bir sanat estetiği gelişmesine neden oldu. Edirnekâri (Edirne işi) diye adlandırılan bu incelik, mobilyalar, yüklükler, günlük yaşamda aklınıza gelebilecek her türlü eşyada bir sanat eseri olarak karşımıza çıkıyor. Müzenin etnografya bölümü Edirnekâri şaheserleriyle dolu. Edirnekâri, genellikle ahşap üzerine boyama yapılarak uygulanan bir süsleme sanatı. Bu teknik, kullanılan boyaların bozulmaması, süslemede çiçek, yaprak, meyve motiflerinin kullanılmasıyla dikkat çekiyor. 14. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Edirne’ye görkemli ama bir o kadar da doğal bir estetik kazandıran tekniği günümüzde de uygulayan ustalar var.

Müzedeki Balkanlara ait yöresel kıyafetler de kentin etnografik kimliğine ışık tutuyor. Büyük salonda Edirne gelin odası, hamam köşesi, Edirne oturma odası, Şarköy kilimleri, Edirne evleri keten sıva örneği de yer alıyor.

Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, milyonlarca yıllık fosillerden binlerce yıllık eserlere, Traklardan Osmanlı’ya, tarihten sanata uzanan bir yolculuğa çağırıyor.

İlk Egelilerin balık spatulası

İzmir’de, Yeşilova ve Yassıtepe höyüklerinde sürdürülen kazılarda 8 bin yıl öncesine ait, balık şeklinde yapılmış el aleti gün ışığına çıkarıldı. Yeşilova Höyüğü Kazı Heyeti Başkanı Doç. Dr. Zafer Derin, kentin 8 bin yıllık tarihine ışık tutan kazılar kapsamında 15 santimetre boyunda kemikten balık figürü şeklinde yapılmış alet bulunduğunu söyledi. Bu aletin balık pulu temizliğinde kullanıldığını düşündüklerini kaydeden Derin, üzerine balığın pulları ve kuyruğu gibi detayların işlenmiş olduğunu ifade etti. Derin, Batı Anadolu’da, Ege Bölgesi’nde buna benzer bir örneği görmediklerini aktararak, “8 bin yıl öncesindeki ilk Egelilere ve İzmirlilere ait günlük bir alet. O dönemin insanları balık temizlemek için çeşitli aletler kullanmıştı. Balık temizlemek için kullanılan, kemikten yapılmış ve balık şeklinde bir spatula bu. Üzerinde balık pullarını temizlerken oluşan izleri görebiliyoruz” ifadelerini kullandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ege Üniversitesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Bornova Belediyesi desteğiyle 2005’ten bu yana devam eden Yeşilova ve Yassıtepe höyükleri kazılarında, mermer ana tanrıça heykelciği, heykel başları, ayı heykelciği, serçe formunda biberon ile üzerinde güneş sembolü olan yönetici mührünün de aralarında bulunduğu çok sayıda buluntu tespit edilmişti.

Kaya mezarında ahşap tabut

Karaman’ın Ermenek ilçesi Yukarıçağlar köyünde bulunan Sbide Antik Kenti’ndeki kazılarda bu yıl kaya mezarı içinde tahta tabut bulundu. Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Ercan Aşkın, bu yılki kazı çalışmalarında buldukları ahşap tabutun çok dikkat çekici olduğunu vurgulayarak, “Bu buluntu bu civarda ilk defa karşımıza çıkıyor. Kaya mezarı içinde tahta tabut. Tabutu Hristiyanlık Dönemi’ne ait olarak değerlendiriyoruz. 6 ila 11. yüzyıllar arasında bir döneme ait. Henüz tam olarak tarihlendirebileceğimiz bir veriye ulaşamadık. Ahşap özel bir maddeyle kaplanmış. Bu yüzden günümüze kadar sağlam gelebilmiş” diye konuştu. Şimdiye kadarki buluntuların Sbide’nin büyük bir antik kent olduğunu gösterdiğine işaret eden Aşkın, “Sur yapılanması, kilisenin Erken Bizans dönemine tarihlendirilmesi, kilisenin yapısı ve büyüklüğü, büyük bir kamu yapısının bulunması, nekropolün büyüklüğü, buranın önemli bir yer olduğunu gösteriyor. Kazıların 4-5 yıl daha devam edeceğini düşünüyoruz. Gelecek yıllardaki kazılarda, bölgenin şimdiye kadar gizli kalmış, tarihine ışık tutacak belge ve verilere ulaşacağımıza inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Haberi kaynağından okumak için tıklayın.

2021-11-22 15:53:19