NASA’dan Godzilla paylaşımı: Uzaydaki canavarı bulabildiniz mi?


NASA’dan Godzilla paylaşımı: Uzaydaki canavarı bulabildiniz mi?

Tıpkı Dünya’daki bulutlar gibi, uzaydaki gaz ve toz bulutları da bazen tanıdık nesnelere, hatta popüler film karakterine benzeyebiliyor. Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) tarafından paylaşılan bir Nebula fotoğrafı, ilk kez 1954 yılında yayımlanan Japon filmine adını veren Godzilla canavarına benziyor. Görüntüyü yakalayan NASA’dan gökbilimci Robert Hurt, “Bana ‘Godzilla’ diye kükreyen gözler ve bir ağız gördüm” dedi.

Renkli fotoğraf NASA’nın Spitzer Uzay Teleskobu tarafından yakalanan bir Nebula (uzaydaki yıldız tozu bulutları) gösteriyor.
Godzilla benzeri nebula, Spitzer’in GLIMPSE Araştırması’nın (Galaktik Miras Kızılötesi Orta Düzlem Araştırması) bir parçası olan Samanyolu düzlemi boyunca Sagittarius takımyıldızında yer alıyor. 
Sağ üstteki yıldızlar (Godzilla’nın gözlerinin ve burnunun bulunduğu yer ) Dünya’dan bilinmeyen bir uzaklıkta, ancak Samanyolu Galaksisi’nde yer alıyor. Dünya’dan yaklaşık 7 bin.800 ışıkyılı uzaklıkta bulunan sol alttaki (Godzilla’nın sağ eli) parlak bölge ise  W33 olarak biliniyor.
NASA tarafından paylaşılan fotoğraf, Caltech astronomu Robert Hurt tarafından işlendi. Fotoğraftaki Godzilla’yı da Hurt buldu.
Hurt, “Canavar aramıyordum. Daha önce birçok kez göz attığım ama hiç yakınlaştırmadığım bir gökyüzü bölgesine tesadüfen baktım. Bazen bir alanı farklı şekilde kırparsanız, daha önce görmediğiniz bir şey ortaya çıkar. Bana ‘Godzilla’ diye kükreyen gözler ve bir ağız gördüm” dedi.
Diğer taraftan Hurt, uzayın derinliklerinde  Dünya’ya ilişkin nesneleri görme eğiliminde yalnız değil. Rastgele veya belirsiz bir görsel modelde belirli, genellikle anlamlı bir görüntüyü algılamaya yönelik insan eğilimi bilimsel olarak “pareidolia” diye adlandırılıyor.
Bununla birlikte, milyarlarca yıl boyunca uzayda sayısız yıldız oluştu. Bu yıldızlar, ömürleri boyunca yaydıkları radyasyon gazı ve tozu parçalayarak çeşitli gaz öbekleri oluşturuyor. Büyük yıldızlar ölüp patladığında ve süpernovaya dönüştüğünde  evrende büyük değişiklikler meydana geliyor.
Normalde insan gözü, bir nebuladaki değişik renkleri görebilecek yapıda değil.. Ancak, teleskoplarda kullanılan kızılötesi ışık insan gözünün yapısından daha uzun dalga boylarına sahip.
Teleskoplarda kızılötesi ışığın farklı dalga boylarını temsil etmek için dört renk (mavi, cam göbeği, yeşil ve kırmızı) kullanılıyor;  sarı ve beyaz ise  bu dalga boylarının kombinasyonlardan oluşuyor. Mavi ve camgöbeği, esas olarak yıldızların yaydığı dalga boylarını simgelerken, hidrokarbon adı verilen toz ve organik moleküller yeşil görünüyor. Kırmızı renk, ise yıldızlar veya süpernovalar tarafından ısıtılan sıcak tozları temsil ediyor.
Öte yandan, NASA’nın Güney Kaliforniya’daki Jet İtki Laboratuvarı tarafından yönetilen Spitzer Teleskobu  Ocak 2020’de emekliye ayrıldı. Ancak bilim adamları evren hakkında yeni bilgiler için devasa veri setini incelemeye devam ediyor.
Hurt, “İnsanların Spitzer’in yaptığı inanılmaz işlerle bağlantı kurmasını istiyoruz. Gerçekten bir hikaye anlatabilecek ilgi çekici fotoğraflar  arıyorum. Bazen yıldızların ve gezegenlerin nasıl oluştuğuyla ilgili bir hikaye, bazen de Tokyo’daki  dev bir canavarla ilgili” diye konuştu.

Haberi kaynağından okumak için tıklayın.

2021-10-28 14:36:00